31 Mart 2011 Perşembe

İstanbul'da tecavüz dehşeti

7 genç, 16 yaşındaki kızı eve kapatıp bir hafta boyunca tecavüz etti

Maltepe’de yaşları 17 ila 22 arasında değişen 7 genç, 16 yaşındaki N.G. adlı genç kızı bir eve kapatarak bir hafta boyunca tecavüz etti.
Bir arkadaşı tarafından çekilen çıplak resimleriyle şantaj yapılarak getirildiği evde defalarca tecavüze uğrayan genç kız, kaçıp ailesine sığındı.
Maltepe Emniyet Müdürlüğü, 7 tecavüzcüyü yakaladı.

Milliyet

Hem annesine, hem kızına tecavüz ettiler

Konya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, geçen yıl 26 Aralık’ta merkezi Selçuklu ilçesine bağlı Ardıçlı köyü yakınlarındaki dağlık alanda, vücudunun tamamı yanmış bir kadın cesedinin bulunması üzerine soruşturma başlattı.
Üzerinden kimlik çıkmayan kadının yakınlarından da kayıp müracaatı gelmedi. Kimlik bilgilerine ulaşmak isteyen cinayet dedektifleri, yanmış cesedin başına peruk takıp, makyaj yaparak vesikalık fotoğrafını çekti.
Olay yeri inceleme ekiplerinin yardımıyla kadının fotoğraftaki solgun yüzüne bilgisayarda renk verilip, kapalı gözlerin yerine göz ilave edildi. Daha sonra bu fotoğraf üzerinden tehdit, şiddet, hayat kadını ve 5 yıl içinde kadın kayıp başvuruları gibi poliste kaydı bulunan yaklaşık bin kadın üzerinde araştırma yapıldı.
PHOTOSHOP’TA ELDE EDİLEN FOTOĞRAF YOL GÖSTERİCİ OLDU
2008 yılında kocasından boşanmaya karar verdikten sonra evden ayrılan ve kayıp müracaatı yapıldıktan 4 ay sonra bulunan Fatma Yazan’ın (37) vesikalık fotoğrafıyla, bilgisayarda yapılan çalışmayla elde edilen fotoğrafın birbirine benzediği fark edildi.
Dedektifler, resmi kayıtlardan kadının en son oturduğu eve gitti.
Taşındığı belirlenen Yazan’ın çalıştığı kafeteryaya giden ekipler, cesedin ortalıklarda görünmeyen kadına ait olduğu fikri üzerine yoğunlaştı.
Fatma Yazan’ın birçok erkekle bağlantısı olduğunu ancak sürekli iki erkekle görüştüğünü tespit eden ekipler, söz konusu iki kişinin ceset bulunduktan 10 gün sonra kenti terk ettiğini belirledi.
Oluşturulan özel ekip, İzmir’deki Halil T. (32) ile Ankara’daki Ramazan A’yı (37) takibe aldı. Yapılan inceleme ve çalışmaların ardından aynı anda gözaltına alınan her iki zanlı da suçunu itiraf etti.
Zanlıların ifadelerinde, Fatma Yazan’ın birçok erkekle ilişkisi olduğu için bu durumu hazmedemediklerini, olay günü bir araçta ilişkiye girdikleri genç kadını daha sonra kemerle boğduklarını, ardından da benzin dökerek yaktıklarını söyledikleri öğrenildi.
Suçu birlikte gerçekleştiren her iki zanlının da genç kadını kemerle boğma işini birbirlerinin üzerlerine attıkları bildirildi.
Ayrıca olaydan sonra yakalanacakları günü beklediklerini vurgulayan zanlıların, yaşananlardan sonra gece uyuyamadıklarını, bu nedenle sürekli alkol alıp her şeyi unutmaya çalıştıklarını söyledikleri öğrenildi.
14 YAŞINDAKİ KIZ ÇOCUĞUNA DA TECAVÜZ ETTİKLERİ İDDİASI
Genç kadının 14 yaşındaki kızı N.E’nin de Halil T. ve Ramazan A’nın tecavüzüne, üvey babası Hasan Hüseyin E’nin (53) de tacizine uğradığı öne sürüldü.
Yakınlarından yardım isteyen ancak kimsenin kendisine kucak açmaması üzerine Halil T, ile birlikte yaşamak zorunda bırakılan N.E’nin birden ortadan kaybolan annesini sürekli zanlılara sorduğu ancak farklı yalanlarla oyalandığı öğrenildi.
Her iki zanlı ile üvey babasından şikayetçi olan N.E’nin Sosyal Hizmetlere bağlı bir yurda yerleştirildiği belirtildi.
Gözaltına alınan ve polisteki işlemleri tamamlanan zanlılardan eşinden boşanmış olan Halil T. ile evli ve iki çocuğu olan Ramazan A, "kasten ve hunharca adam öldürmek" ile "tecavüz" suçundan, Hasan Hüseyin E. ise "cinsel taciz" suçlamasıyla adliyeye sevk edildi.

Milliyet

28 Mart 2011 Pazartesi

Ayrı yaşadığı eşini öldürdü

Samsun’da 46 yaşındaki Hüseyin Köksal, 1.5 yıldır ayrı yaşadığı ve aralarındaki boşanma davası devam eden eşi 42 yaşındaki Asuman Köksal’ı, boğazını ekmek bıçağıyla keserek öldürdü. Polise teslim olan Hüseyin Köksal, "İlişkiye girdik. Bana ’Benim başkasıyla yattığımı biliyorsun hem de benimle birlikte oluyorsun. Sen ne şerefsiz adamsın’ deyince kendimi kaybettim" dedi.

Olay bugün merkez Canik İlçesi Yeşilova Mahallesi TOKİ binalarında meydana geldi. İddiaya göre lokantacılık yapan 4 çocuk babası Hüseyin Köksal, şiddetli geçimsizlik nedeniyle 20 yıllık eşi Asuman Köksal ile 1.5 yıl önce ayrı yaşamaya başladı. Bir süre sonra da Asuman Köksal, boşanma davası açtı.

Eşinden boşanmak istemeyen Hüseyin Köksal, bugün öğlen saatlerinde, boşanma davaları süren eşi Asuman Köksal’ın evine gitti. İddiaya göre bir süre sohbet eden çift cinsel ilişkiye girdi. Sonra çıkan tartışmada sinirlenen Hüseyin Köksal, eşi Asuman Köksal’ın boğazını ekmek bıçağıyla keserek öldürdü. Hüseyin Köksal, daha sonra polise teslim oldu.

Gözaltına alınan Hüseyin Köksal’ın, polise verdiği ifadesinde, "Asuman’ın evine gittim. Bir süre sohbet ettikten sonra cinsel ilişkiye girdik. İlişki sonrası bana, ’Benim başkasıyla yattığımı biliyorsun hem de benimle birlikte oluyorsun. Sen ne şerefsiz adamsın’ dedi. Bu sözler üzerine kendimi kaybettim. Mutfaktan aldığım bıçakla boğazını keserek öldürdüm" dediği öğrenildi. Hüseyin Köksal, sorgusunun tamamlanmasının ardından Adliye’ye sevk edilecek.

Radikal

15 yaşındaki kıza evlenme vaadiyle fuhuş

ADANA’da, 15 yaşındaki G.Y.’i evlenme vaadiyle kaçırıp pazarladıkları öne sürülen, aralarında evli çiftin de bulunduğu 7 şüpheli yakalandı.
İddiaya göre, 17 yaşındaki A.T., Yeşilyurt Mahallesi’nde oturan ve uzun süreden bu yana psikolojik tedavi gören G.Y.’yi evlenme vaadiyle kaçırdı. A.T., cinsel ilişkiye girdiği G.Y.’yi daha sonra N.B. ile Ö.B. çiftinin Namık Kemal Mahallesi’ndeki evine götürdü. G.Y., yaklaşık 1 ay boyunca alıkonularak erkeklere pazarlandı.
5 YIL ÖNCE DE TACİZ EDİLMİŞ
Üç çocuklu ailenin tek kızı olan G.Y., hazırlanan evrakla ailesine teslim edilmedi. G.Y., Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Çocuk Yurdu’na teslim edildi. G.Y.’nin, ikisi de bir hastanede temizlik işçisi olarak çalışan annesi 43 yaşındaki Emine Y. ile babası 46 yaşındaki Murat Y., kızlarının kaybolması üzerine 22 Şubat’ta savcılığa dilekçe verdi. Kızının 5 yıl önce yaşadığı başka bir taciz olayı nedeniyle psikolojik tedavi gördüğünü bildiren Murat Y., "Başından geçen olaydan sonra sokağa çıkamaz olmuştu. Bir yere gideceği zaman biz götürüp getiriyorduk. İlköğretim okulunu bitirdikten sonra da korkuları yüzünden okumak istemedi. Ayda bir kontrole gidiyor, sürekli ilaç kullanıyordu. Evi terk etmesi için bir neden yoktu" dedi.
Harekete geçen Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Ahlak Büro Amirliği ekipleri, kızı kaçıran A.T., kıza fuhuş yaptırılan evin sahibi olan N.B. ve Ö.B. çifti, bazıları kızla ilişkiye giren 28 yaşındaki E.S., 17 yaşındaki Y.Y., 16 yaşındaki A.S. ve 18 yaşındaki A.Ç.’yi gözaltına aldı. Aralarında evli çiftin de bulunduğu şüpheliler ’çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçlarından adliyeye sevk edildi.

Milliyet

Şikayet de yok, ceza da

Samsun’da eşiyle boşanma davası devam eden 26 yaşındaki S.A.’yı kendisiyle cinsel ilişkiye girmesi için tehdit ettiği, zorla anahtarını alarak evine girip dövdüğü suçlamasıyla tutuklu yargılanan 20 yaşındaki G.C., genç kadının şikayetinden vazgeçmesi üzerine beraat etti.
Merkez İlkadım İlçesi’nde, evli ve 1 çocuk babası, kaportacı G.C., iddiaya göre 2 ay önce eşiyle boşanma davası devam eden S.A.’nın yolunu kesti. S.A.’yı "Benimle birlikte olmazsan seni öldürürüm" diye tehdit ettiği ileri sürülen G.C., olumsuz yanıt alınca sokak ortasında döverek evinin anahtarını aldı. Korkuya kapılan S.A., kaçarak annesinin evine gittikten sonra polisi aradı. Şikayet üzerine gelen polisler, G.C.’yi evden çıkarken yakalayıp gözaltına aldı. Sevk edildiği nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

Hakkında ’konut dokunulmazlığını ihlal, cinsel taciz, tehdit ve gasp’ suçlarından 16 yıla kadar hapis cezası istemiyle Samsun 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı.

Bugün ikinci kez hakim karşısına çıkan G.C., daha önceki ifadelerini tekrar ederek, "Biz zaten 1 yıldır birlikteydik. Kendisine zorla bir şey yapmadım. Raporda tespit edilen morluklar dayaktan değildir. Sevişirken olmuştur" diye konuştu.

İlk duruşmaya gelmeyen S.A. da ifadesinde sanıktan şikayetçi olmadığını söyleyerek, "1 yıldır birlikteliğimiz vardı. Eşimle boşanma davamız vardı. Adliyeden çıkıp eve giderken ben anneme gitmek istedim. İzin vermeyince sokakta tartıştık. Beni dövmeye başladı. Tehdit ederek beni cinsel ilişkiye zorlamadı ve evimin anahtarını da zorla almadı. Onda zaten anahtar vardı. Yediğim dayağın öfkesiyle ondan o şekilde şikayetçi oldum. Ancak şimdi şikayetçi değilim" diye konuştu.
Mahkeme heyeti, genç kadının şikayetten vazgeçmesi üzerine sanığın beraatine karar verdi.
Milliyet

"Eski kocam beni öldürecek!"

Tanrıöver, boşandığı eşinin saldırısına maruz kaldığını ve ölüm tehditleri aldığını öne sürerek, “Ölmek istemiyorum, kurtarın beni. 8 kez savcılığa dilekçe verdim. Kimse kılını kıpırdatmıyor” dedi.

1993’te evlendiği eşi Bülent Erkan’dan, kumar tutkusu yüzünden geçen yıl boşanan 2 çocuk annesi Figen Tanrıöver (39), son bir yıl içinde sokakta defalarca saldırıya uğradığını, sürekli ölüm tehditleri aldığını belirterek şöyle konuştu:

“İşlek caddelerde ben bağırıyorum, hiç kimse kılını kıpırdatmıyor. Sürekli saldırıya uğruyorum. Saldırıp sokakta dövüyor, çantamı çalıp cüzdanımı gasp ediyor. Düşmüyor yakamdan. 8 kez ses kayıtları ile şikayetçi oldum. Beni tehdit ettiği ses kayıtlarının bulunduğu CD’lerle ispatlı. Eski eşim şimdi sabah-akşam karakola giderek imza veriyor. Buna rağmen hiç bir sonuç yok.

Haftada 2 saldırı

Karakola gittiğimde polislerin alaylı davranışlarıyla karşılaşıyorum. Son bir hafta içinde iki kez saldırıya uğradım. Sokakta araya girenler beni kurtardı. Daha önce de şemsiyeyle vura vura kafamı parçalandı. Amacı benimle zorla bir araya gelip, babamdan kalma evimi sattırıp parasıyla tefecilere olan kumar borçlarını kapatmak. Onun gözünde ben para makinesiyim.

‘Çok korkuyorum’

Açık açık ’Seni öldüreceğim’ diyor Kim kurtaracak beni? Benim de diğer kadınlar gibi ölmem mi gerekiyor? Diğerleri gibi gazetelerde televizyonlara ölüm haberlerim mi yayınlansın? O kadınlardan olmak istemiyorum.”

Milliyet

Düğün gecesi geline dayak

Bursa'nın İnegöl ilçesinde, düğün gecesi çıkan tartışmada damat tarafından dövülen gelin, hastaneye kaldırıldı. Kocası tarafından dövülen gelinin çekilen fotoğraflarında gözünde, elinde morluk oluştuğu ve gelinliğine de kan bulaştığı gözlemlendi. Kocasından şikâyetçi olmayan gelin ise tekrar dayak yediği eve götürüldü.
KAYINVALİDE TARTIŞMASI
İnegöl’de yapılan düğünün ardından, gece geç saatlerde evlerine giden gelin ve damat arasında, “kayınvalide tartışması” çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine damat tarafından darp edildiği ve yüzünde şişlikler oluştuğu öne sürülen gelin, ambulansla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı.

TEKRAR O EVE GÖTÜRÜLDÜ
Tedavisi tamamlanan gelin, eşinden şikayetçi olmayınca yakınları tarafından tekrar damadın yanına, evine götürüldü.

Sabah

25 Mart 2011 Cuma

Annesini öldürdü, 'Ne var bunda' dedi

''Cezasını kestim öldürdüm ne var bunda. Niye pişman olayım...''

Ölen dedesinin emekli maaşından kendisine para vermediği için annesini öldürdüğü ileri sürülen Keskin, basın mensuplarının soruları üzerine, “Cezasını kestim öldürdüm ne var bunda. Niye pişman olayım" dedi.

Maltepe Başıbüyük Mahallesi Fikir Çıkmazı sokak'taki gecekonduda yalnız yaşayan 43 yaşındaki Fatma Kabataş'ın cesedi bu ayın 22'sinde bulunmuştu. Kabataş’ın cesediri yaklaşık 25 gündür kendisinden haber alamayınca eve giren evsahibi buldu. Ev sahibinin haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis ekipleri yaptıkları ilk incelemede yorgana sarılı halde ölü olarak bulunan Karataş'ın vücudunda darp izleri ve boğazında kesiklere rastladı.

Üniversiteli Gamze başında vurularak öldürüldü

AYDIN’ın Karacasu İlçesi’nde, üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Gamze Gürgen, başından tek kurşunla vurularak öldürüldü. Olay yerindeki boğuşma izlerinden Gamze’nin, tecavüzden kurtulmak için direndiği sanılıyor.

Karacasu’daki Adnan Menderes Üniversitesi’ne bağlı Memnune İnci Meslek Yüksekokulu Dış Ticaret Bölümü 1’inci sınıf öğrencisi Gamze Gürgen, bir arkadaşını ziyaret için 4 gün önce gittiği Kütahya’dan dün saat 23.00 sıralarında döndü. Otobüsten indiğini öğrenmelerine rağmen Gürgen’in eve gelmemesi, telefonlarına da cevap vermemesi üzerine arkadaşları endişelenip, durumu jandarmaya bildirdi.  

Bunun üzerine harekete geçen jandarma, bölgede yaptığı aramalar sonucu Geyve Beldesi yakınlarındaki ağaçlık alanda Gürgen’in cesedini buldu. Olay yerindeki boğuşma izlerinden tecavüze direndiği sanılan genç kızın, başından tek kurşunla vurulduğu belirlendi. Jandarmanın incelemeye aldığı genç kızın telefonunda, olaydan kısa bir süre önce erkek arkadaşına, ’Bir ailenin arabasına bindim. Eve doğru gidiyorum’ diye mesaj gönderdiği ortaya çıktı. Aslen Çorumlu olan Gamze’nin, ayrı yaşadıkları öğrenilen babasının ABD’de, annesinin ise İzmir’de olduğu belirtildi.

Gamze Gürgen’in cesedi, jandarma ve savcının incelemesinin ardından Karacasu Devlet Hastanesi Morgu’na kaldırıldı. Jandarma, genç kızın tek kişi olduğu sanılan katilinin yakalanması için bölgede çalışmaların sürdüğünü bildirdi.

Şevket ALTINAYAR/KARACASU (Aydın), (DHA)
Hürriyet

23 Mart 2011 Çarşamba

Konya'da vahşet

Olay, merkez Meram ilçesi Arif Bilge Mahallesi Pamukçuk Sokak No: 26'da meydana gelmişti. Dün 1 çocuk annesi Havva Nur Ç.'nin (19) önce torbaya ardından kefene sarılmış cesedini annesi Sultan Özçelik bulmuştu. Cenazesi Konya Numune Hastanesi morguna kaldırılan genç kadının, yapılan otopsi sonucu boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı.

Cinayetin kesinlik kazanmasının ardından Konya Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri özel bir ekip kurarak araştırmalara başladı. Genç kadının yakınlarıyla görüşen polis, 2 gündür ortalarda görünmeyen ve bir türlü görüşme sağlanamayan kocası Y.Ç.'den şüphelenirken, bir oğlu olan kadının 20 gün önce olayın yaşandığı eve taşındığı öğrenildi.

"KIZIMIN TELEFONUNDAN MESAJ GELİNCE EVE GELDİM"

Anne Sultan Özçelik, kızının pazar günü torununu kendisine bıraktığını anlatarak, "Kızım dün bana kendi telefonundan mesaj atarak, 'İstanbul'a gidiyorum evi terk ettim' yazmış. Bunun üzerine kızımın yaşadığı eve geldim ve cesediyle karşılaştım. Kocasıyla sürekli kavga ediyordu" dediği öğrenildi.

20 gün önce taşındıkları evde sürekli tartıştıkları öğrenen çiftin kavgalarına komşularının şahit oldukları ortaya çıktı. Komşuları, kadının öldüğünü duyunca sürekli kavga etmelerinden dolayı kocasını suçladı.

Sabah

Dayakçı kocaya 5 yıl hapis


Yargıtay, Konya'da alkollüyken sürekli eşini döven bir kocayla ilgili mahkemenin verdiği 1 yıl hapis cezasına temyizinde "kasten yaralamadan 5 yıla kadar hapis verilebilir" hükmüne vardı.

Konya'nın Sarayönü Sulh Ceza Mahkemesi'nin gündemine gelen davada, alkollüyken eşini döven Mehmet adlı kişi hakkında "aile bireylerine kötü muamele" suçlamasıyla dava açıldı. Yargılama sonrasında Mehmet'in karısına uyguladığı şiddet, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "kötü muamele" başlığını içeren 232'nci maddesi kapsamında değerlendirildi. Söz konusu maddede, "Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne yer veriliyor.

Hapis cezasına itiraz gelince, dosya Yargıtay'ın gündemine taşındı. Temyiz talebini kabul eden Yargıtay 4'üncü Ceza Dairesi ise hüküm kurulan TCK'nın ilgili maddesinin aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunma, yaralama, tehdit, sövme gibi suçların dışında ayrıca, çıplak gezdirme aç bırakma, sürekli alay etme ve korkutma gibi merhamet ve şefkatle bağdaşmayan eylemleri kapsadığına dikkat çekti. Yargıtay, karısına alkollüyken şiddet uygulayanların suçunun şefkatle bağdaşmayan eylemler dışına çıkartarak sanığın alkollü olarak nedensiz yere eşi olan mağdureye vurmasını "kasten yaralama" suçu olarak değerlendirdi. Kasten yaralama suçu da iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmediyor.

Sabah


20 Mart 2011 Pazar

Hapisten çıktı, eşini ve oğlunu katletti

Ankara’da, iki yıl önce eşini bıçaklayan ve 10 ay cezaevinde yatan Hasan Çetin, tahliye olduktan sonra boşandığı eşi Selime Bölükbaşı ile barışmak için önceki gece, Mamak, Akşemsettin Mahallesi’nde, eski eşi ve iki oğlunun oturduğu eve gitti.

Eski eşi ve oğulları Emre (13) ve Hüseyin’le (15) tartışan Hasan yanında bulunan tabanca ile aile fertlerini tehdit etti. Bölükbaşı, çocuklarını da yanına alarak yatak odasına kaçarak kapıyı kapattı. Kapıyı kırarak içeri giren Hasan Çetin, önce boşandığı eşi Selime Bölükbaşı’nı daha sonrada çocukları Emre ve Hüseyin Çetin’i vurdu. Hasan Çetin, kanlar içerisinde yatan ailesinin gözü önünde aynı tabancayla kafasına kurşun sıkarak intihar etti.

Bir oğlu ağır yaralı

Çiftin yaralı kurtulan küçük oğlu Emre Çetin polisten yardım istedi. Polis, dairenin kapısını kırarak içeri girdi. Selime Bölükbaşı ve küçük oğlu Emre hastanede hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Hüseyin Çetin tedaviye alındı. Komşular, polise verdiği ifadede, Hasan Çetin’in, sürekli eşini dövdüğünü, 10 yerinden bıçakladığı için tutuklandığını, bu arada boşandıklarını belirterek, “Cezaevinde çıktıktan sonra sürekli evin etrafında dolanıp ailesini tehdit ediyordu. Selime’nin daha bıçak yaraları yeni iyileşmişti” dediler.

Fevzi KIZILKOYUN / DHA

17 Mart 2011 Perşembe

Eşini öldürdü, intihar etmek istedi

Bayrampaşa’da, Hüseyin Kamay kendisine boşanma davası açan 13 yıllık eşi Serpil Kamay’ı çalıştığı işyerinde öldürdü. Taksici Hüseyin Kamay, cinayetten sonra gittiği evinde 4 saat sonra kafasına ateş ederek intihara teşebbüs etti.

Bir çocuk annesi Serpil Kamay, Seyrantepe’deki evlerinden ayrılarak ailesinin yanına yerleşti. Hüseyin Kamay, boşanmaması için tehdit etmeye başlayınca 33 yaşındaki Serpil Kamay, Bayrampaşa’da oturan teyzesinin yanına taşındı.

İŞYERİNDE KAFASINA İKİ KURŞUN

Oğlu Samet’i ilköğretim 3’üncü sınıfında okutan Serpil Kamay boşanma davasına bakan avukatına ödeyeceği parayı biriktirmek için Bayrampaşa, Kocatepe Mahallesi, 24. Sokak, 44 numarada bulunan tekstil atölyesinde makineci olarak işe girdi. Hüseyin Kamay, iz sürerek eşinin çalıştığı yeri belirledi ve bugün saat 08.30’da atölyenin bulunduğu yere geldi.

Eşinin atölyeye girdiğini gören Hüseyin Kamay arkadan iki el ateş etti. Bu arada işyeri sahibi Mehmet Güven araya girerek Hüseyin Kamay’ı durdurmak istedi. Hüseyin Kamay da bunun üzerine "Aradan çekil yoksa seni de vururum" dedi. Mehmet Güven kenara çekilmek zorunda kaldı. Hüseyin Kamay makinelerin arkasına saklanan eşine iki kurşun daha sıktı. Hüseyin Kamay daha sonra hızla olay yerinden kaçtı.

Başından aldığı 2 kurşunla ağır yaralanan Serpil Kamay olay yerinde yaşamını yitirdi. Hüseyin Kamay’ı yakalamak için Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’ne bağlı dedektifler harekete geçti. Serpil Kamay’ın cesedi polis ve nöbetçi savcının incelemesinin ardından otopsi için Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı. Polis çevredeki güvenlik kameralarını ise incelemeye aldı.

Akrabasıyla evlendirilmek istenen Ayşe ölümü seçti

Zorla akrabasıyla evlendirilmek istendiği, karşı çıktığı için de ağabeylerinden şiddet gördüğü iddia edilen 16 yaşındaki Ayşe kendini astı.

URFA’da meydana gelen acı olay iddialara göre şöyle gelişti: Akrabasıyla evlendirilmeye zorlanan 16 yaşındaki Ayşe K. anne ve babasına defalarca bu evliliği istemediğini söyledi. Anne ve babası tarafından sürekli evlendirilmek için baskı gören genç kız, geçen hafta sonu aile içinde yapılan bir törenle nişanlandı. Sevmediği kişiyle evlenmeyi istemediğini nişandan sonra da söylemeye devam eden Ayşe, bu yüzden sık
sık ailesiyle tartışma yaşadı. Genç kız, en son olarak ağabeyi ile bu konuda tartıştı. Çıkan tartışma sırasında ağabeyinden şiddet de gören Ayşe, iyice bunalıma girdi. Aile fertlerinin evden ayrıldığı bir sırada, Ayşe, buzdolabı kapısının lastiklerini boynuna geçirip kendisini merdiven boşluğuna astı. Komşu çocukları tarafından asılı bulunan Ayşe için polis ve 112 sağlık ekiplerine haber verildi. Olay yerine gelen sağlık ekibi genç kızın öldüğünü belirledi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Haberin linki

16 Mart 2011 Çarşamba

Muğla'da Tecavüz Sanıklarını "Yüzleşme" Bekliyor

Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi, bir kadının toplu tecavüze uğradığı davada altı yetişkin sanıktan sadece üçünü dinleyebildi; diğer üçü avukatları olmadığı için ifadeleri alınamadı. Mahkeme, olay günü yaşları 18 yaşından küçük olan diğer iki sanığı dinlemek için kapalı oturuma geçti.

Mahkeme, TÜBAKKOM, İzmir Barosu Kadın Komisyonu, Ankara Kadın Dayanışma Vakfı, Antalya Çağdaş Hukukçular Derneği'ni temsilen avukatların müdahillik talebinde bulundu. Talepleri reddedildi.

Sanık avukatları tecavüz mağduru kadının daha önce psikiyatrik bir rahatsızlığının olabileceği ve ilaç kullanmış olabileceğini ileri sürerek bunun incelenmesini isteyince duruşma savcısının "ne ilgi var" tepkisiyle karşılaştılar. Mahkeme de bu talebi reddetti.

YARGILAMA 27 MAYIS'A KALDI

Mahkeme, Emniyetten olayın gerçekleştiği otelin müşteri listesinin istenmesine, Haziran, Temmuz-Ağustos ve Aralık 2007 ve Ocak 2008 tarihli telefon kayıtlarının istenmesine karar verdi.

Ayrıca, sanıklara ait bilgisayar harddikleri de incelemeye alındı. Sanık avukatları tecavüz mağduru kadının müvekkilleriyle yüzleşmesini istedi. Hakim bu talebi kabul etti. Yargılama 27 Mayıs'a bırakıldı.

Sanık avukatı olarak görev yapan Muğla Baro Başkanı ve beraberindeki avukat grubu, adliyeden ayrılırken kadınlarca protesto edildi. Kadınlar, "Tecavüzcüleri korumayı bırakın" diyerek seslendiler.

ÇUBUKÇU VE KADIN VEKİLLERDEN SES YOK

Sanıklar arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi ve öğretmenlerin de bulunmasını göz önünde bulunduran kadınlar, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukça ve Meclisteki kadın milletvekilerinden de davaya katılmaları ve ilgilenmeleri için çağrıda bulunmuşlardı. Ancak bugünkü duruşmada kadın milletvekillerinden kimse olmadığı gibi dayanışma mesajı da gönderilmedi.

Burçin Belge

BİA Haber Merkezi

Beklenen rapor açıklandı

Devletin koruma altına almadığı eski eşi Ayşe Paşalı’yı 11 yerinden bıçaklayarak öldüren İstikbal Yetkin’in cezai ehliyetini etkileyebilecek bir akıl hastalığının olmadığı belirlendi.


Tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nden, Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin isteği üzerine gecikmeli olarak 2 Mart’ta Ankara Adli Tıp Kurumu’na sevk edilen sanıkla ilgili rapor tamamlandı. Adli Tıp Uzmanı Dr. Bahri Melih Ünal’ın muayene ettiği Yetkin’in raporu mahkemeye gönderildi. Rapora göre cinayeti anlatması istenen Yetkin zaman zaman ağladı. “Neden Adli Tıp’a getirildiniz?” sorusuna Yetkin, “Eşimi öldürdüm, bu nedenle buradayım” yanıtını verdi. Raporda, “Kişinin yapılan muayenesinde, TCK’nin 32’nci maddesi kapsamında ceza ehliyetini etkileyecek bir akıl hastalığı, zeka geriliği tespit edilemediği, suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olduğu, tasarlayarak adam öldürme suçuna karşı cezai sorumluluğu tam olduğu müşahade edilmiştir” denildi.

Hürriyet

İki buçuk yıldır tacize uğrayan 12 yaşındaki kız çocuğu için, polisten "kendi rızasıyla ilişkiye girdi" açıklaması

İki buçuk yıldır 12 yaşındaki bir kız çocuğuna taciz ve tecavüz ettiği iddia edilen Ş.M tutuklanarak cezaevine gönderildi. Mağdurun ailesi, şoku üzerlerinden atamadan bir şok da polisten geldi: "Kızınız kendi rızasıyla ilişkiye giriyordu"

İstanbul'da 1999 doğumlu bir kız çocuğuna son iki buçuk yıldır taciz ve tecavüz ettiği ileri sürülen 60 yaşındaki Ş.M. tutuklandı. Devlet tarafından koruma altına alınan çocuğun ailesi ise Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'nden bilgi almak istedi.

Ancak Çocuk Şube'den "yetkili" bir polis, çocuğun ailesine, "olay çocuğun rızasıyla gerçekleşti" deyince akıllara 12 yaşındayken onlarca kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç'nin davası geldi. N.Ç davasında da hakim, 12 yaşındaki N.Ç'nin "kendi rızasıyla" ilişkiye girdiğine hükmetmişti.

Polisin böyle beyanda bulunması korkunç

N.Ç'nin de avukatlığını yapan Eren Keskin, bu davayı da sahiplendi. Mağdurun ailesinin vekalet çıkarttığı an, "çocuğun rızası vardı" diyen polis hakkında suç duyurusunda bulanacağını bianet'e söyleyen Keskin, yaşanan süreci bianet'e şöyle özetledi:
"1999 doğumlu bir çocuk, apartman komşuları olan 60 yaşındaki biri tarafından son iki buçuk yıldır cinsel saldırıya maruz kalıyordu.
"Çocuk bunu geçtiğimiz günlerde öğretmenine açıklamış. Öğretmenin başvurusu üzerine soruşturma başlatılıyor ve adam tutuklanarak cezaevine gönderiliyor. Mağdur da mahkeme kararı ile şu an bir devlet kurumunda koruma altında tutuluyor.
"Olayın ardından bilgi almak amacıyla Beyoğlu Çocuk Şubesi'ne giden çocuğun ailesi, bir şokla daha karşılaşıyor. Aileye açıklama yapan yetkili bir polis, çocuğun kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylüyor.
"Bu çok korkunç bir durum. Önümüzdeki günlerde o polis hakkında suç duyurusunda bulunacağız."

"N.Ç davasındaki bakış açısının aynısı"

12 yaşındaki bir çocuğun iradesini kabul ederek, kendi rızası ile cinsel ilişkiye girdiğini savunmanın oldukça düşündürücü olduğunu söyleyen Eren Keskin, polisin açıklaması ile N.Ç davasında hakimin vermiş olduğu kararın benzerliğine dikkat çekiyor.

Yazılı hukukta bir takım değişiklikler olduğunu, ancak bunun uygulamaya yansımadığını ifade eden Keskin, esas meselenin "anlayış" ve "bakış açısı" olduğunu düşünüyor ve ekliyor: "bu yerleşik anlayış ve bakış açısının tartışılması ve değişmesi gerekiyor."

Ekin Karaca

İstanbul / BİA Haber Merkezi

Haberin linki

İHD: Erkekler 46 Kadını "Namus" Diye Öldürdü

İHD'ye göre, 2010'da 46 kadın "namus" gerekçesiyle erkeklerce öldürüldü; yargı ve mahkemelere intikal eden en az 281 kadın ve çocuğun tacize, 182 kadın ve çocuğun ise tecavüze maruz kaldı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi 2010 yılı kadınların yaşam haklarına yönelik hak ihlalleri raporunu basınla paylaştı. Raporun özetini sunmadan önce tarihin 8 Mart ertesinde olmasının anlamına değinen dernek üyeleri; raporun Halepçe ve İstanbul Üniversitesi'nde işlenen 16 Mart katliamlarında hayatlarını kaybeden kadınlara ithaf edildiğini söylediler.

Kadının yurdun her yerinde değişik gerekçelerle şiddete uğradığını ve bu biçimlerin dayak, öldürme, tecavüz, namus cinayeti gibi şekillerde karşımıza çıktığını belirten dernek üyeleri raporun İHD şubelerine yapılan başvurular, kadın örgütlerince yapılan araştırma ve inceleme çalışmaları ve basın yayında çıkan haber ve makaleleri derleyerek hazırladıklarını belirtti.

2010 yılında erkeklerce 46 kadının "namus" gerekçesiyle öldürüldüğünü, yargı ve mahkemelere intikal eden en az 281 kadın ve çocuğun tacize, 182 kadın ve çocuğun ise tecavüze maruz kaldığı bilgisine yer verildi.

Rapora göre 228 kadının intihar ettiği, şüpheli bir şekilde yaşamlarını yitirdiği, ya da toplumsal alanda eşleri, sevgilileri, akrabaları ve kardeşleri tarafından öldürüldüğü görüldü ve ''intihar'' şüpheli ölüm olaylarının yaklaşık yüzde ellisi Kürt bölgelerinde yaşanırken yüzde yirmi beşi İç Anadolu Bölgesinde meydana gelmiştir dendi.

Genelevler "kurtuluş" kapısı

Raporda en az 87 kadının fuhuşa zorlandığı bilgisine yer verilirken, bu kadınların yüzde 60'ının akrabaları, eşleri ve sevgililerince fuhuşa zorlandığı kayda geçti.

Seks işçilerine yönelik hak ihlalleri de raporda geniş yer bulurken ''Kayıt dışı ve sokakta çalışan seks işçileri için genelevler kurtuluş kapısı'' olarak görülmektedir" dendi.

Elvan Kısmet

İstanbul / BİA haber merkezi

Haberin linki

15 Mart 2011 Salı

Kadın düşmanlığı

Kadın düşmanlığının egemen ideolojilerden biri olduğu doğruysa, bu ideolojiden uzak olduğunu söyleyebilecek pek az kimse çıkar.

Son günlerde “mizojini” sözcüğüne epey rastlandı, ama bunun Türkçesi nedense pek kullanılmadı: Kadın düşmanlığı. Bazı ruhbilimciler “kadın nefreti” diyor. Bir kavramın karşılığı olarak az bilinen bir sözcük kullandığımızda, gerçekte o kavramı ön planda tutmaktan çekiniyoruz demektir. Bazı sözleri yabancı bir dilde söylemek, durumu hafifletici ya da gizemleştirici etkide bulunur. ‘Kadın düşmanlığı’ yerine “mizojini” demek de herhalde hem şık hem de kurtarıcı oluyor. Senede bir gün meselesine gayet uygun.

Adı her zaman gereğince konulmasa da, içerik olarak epey açıldı bu yıl kadın düşmanlığı: Erkek dilinde mebzul miktarda bulunan aşağılayıcı deyim, argo ve küfürler, “şoför kadındı, tabii direksiyonu kıramadı” anlayışları, ‘kadına yönelik şiddet’in binbir biçimi... Bunların tümü kadın düşmanlığına dahil: Mizojini denen bozukluğun belirtileri.

İstisnalar
Kadın düşmanlığının yalnızca erkeklerde olmadığı doğru. Bu “kadın” ve “erkek” kavramları biraz karışık kavramlar; tam olarak “dişi” ve “erkek” kavramlarına uymuyor. Bazı “kadın”lar da ‘erkek egemen ideoloji’nin birinci sınıf birer temsilcisi olabiliyorlar (bkz. Tansu Çiller, Margaret Thatcher, Bayan İkna Odası vb). Bunun yanında, erkekler arasında bu konuda bilinç yükseltmek için hatırı sayılır çabalar gösterenler de var (bkz. Oral Çalışlar, “Biz Erkek Değiliz” grubu vb).
Yine de, bu istisnalar genel kuralı bozmuyor. Genel kural, özel bir çaba gösterilmedikçe, kadın düşmanlığının kişilere, topluluklara ve topluma derece derece egemen olması. Sözgelimi, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP’lilerin kadın erkek eşitliğine inanmamaları tuhaf bir durum: Hukuka bakılırsa yasa önünde tüm yurttaşlar eşittir. Acaba bu hükmü de yanlış buluyor mu AKP’liler? Bence bu konuda hayli hazırlıksızlar kendileri. Esaslı bir gözden geçirme çalışmasına ihtiyaçları var. Bundan yüksünmesinler: Kadın düşmanlığının egemen ideolojilerden biri olduğu doğruysa, ki bence öyledir, bütün hat boyunca bu ideolojiden arınmış olduğu öne sürülebilecek pek az kimse çıkar zaten. Başka bir deyişle, elle gelen düğün bayram!
Erkeklerin kadınlarla eşduyumda zorlanmaları şaşırtıcı sayılmayabilir, ama kadın düşmanlığının şiddete ve tecavüze dönüşen halleri için böyle denemeyeceği açık olmalıdır. O haller, çığırından çıkmış insanlığın halleri. Bazen de sonsuzca incelikli hallerle karşılaşıyoruz. Öyle ki, anlamak ve adını koymak yıllar alabiliyor. Edebiyat alanı bunun en uç noktalarına vardığı alanlardan biri. Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ adlı romanı bence bu açıdan önde gelen örneklerdendir. Türkçede ‘kapatma’ sözcüğü, ‘metres’ anlamına gelir. Aynı sözcüğün bir sonraki anlamı ise, bir yolunu bulup ucuza alınan maldır. “Kaça kapattın bunları?” diye sorulur sözgelimi. Kadın ya da mal kapatmak, erkekliğin şanından bilinir. Parası olan erkekler, nikâhlamak için uygun bulmadıkları kadınları kapatagelmiştir (bzk. Refi Cevad Ulunay’ın ‘Sayılı Fırtınalar’ adlı romanı).
Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ndeki erkek başkişi Kemal Satsat, onun babası ve daha başkaları da, âşık oldukları kadını kapatmak gibi neredeyse doğallaşmış bir eğilim içindedirler. O kadar ki, başkişi Kemal Satsat, kapatılmaya boyun eğmeyen Füsun’un karşısında durumu bir türlü kavrayamaz, maymuna döner ve yıllar boyu ona evlenmekten söz etmeyi beceremez. Ezberi bozulmuştur bir kere: Babasının uyguladığı, ‘evde bir kadın, uzak bir apatmanda masrafları karşılanan ikinci ve ikincil bir kadın’ formülü, Füsun olayında sökmemiştir. Füsun yıllar süren pasif direniş sürecinde, kendisini kapatmak isteyen erkeği de yine yıllar süren bir fermantasyona tâbi tutar.
Kadınların evlere kapatılması yalnızca kapatmalar için söz konusu değil elbette. Tüm dinlerin en bağnaz kesimleri de kadınları evlere ya da bir yerlere kapatagelmiş. Hem dar hem geniş anlamdaki kamusal alanlar kadınlar için hâlâ binbir engel, sınır ve baskılarla dolu.
Her düşmanlık gibi kadın düşmanlığının da korkudan kaynaklandığını söyleyenler haklı olabilir. Feministler de haklı: Ne de olsa bu bapta ‘anne’ ve ‘fahişe’ gibi iki devasa tabumuz var.

Fethiye’de duruşma
Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi, “Fethiye’deki toplu tecavüz olayı”nda, kadınların uzun süren kararlı mücadelesi sonucu nihayet tecavüzcülerin tamamının yargılanacağı davanın 16 Mart’ta yapılacak duruşması için Fethiye’ye gidiyor. Olay yeri Fethiye ilçesi Gebeler Kaplıcası’ydı. Olay tarihi 2007 Haziran ayı. Olaya maruz kalan kadında ağır nevroz halinin oluştuğu, Adli Tıp Raporuyla sabit. Fethiye Savcılığı önce kovuşturmaya yer olmadığı kararını veriyor. Sonra tecavüzcülerden yalnızca reşit olmayanları yargılamaya kalkıyor. Kadınlar, 26.1.2011’deki duruşma için, tüm tecavüzcülerin yargılanması talebiyle Türkiye’nin çeşitli illerinden ve Muğla’nın ilçelerinden Fethiye’ye geliyorlar. Ve o gün, bilinen yetişkin tecavüzcülere de dava açıldığını öğreniyorlar.
Şimdi ise, mahkeme heyeti tarafından talep edilen sanık bilgisayarlarından delil toplama işleminin elde ‘hard disk’ olmadığı bahanesiyle gerçekleştirilmediği haberi geldi. Tecavüzcüleri korumaya son verilmesi için, kadının dekolte giymesi gibi bahanelerin bir daha işitilmemesi için, 16 Mart Çarşamba günü saat 13.30’da Fethiye’ye gidecek olan Kadın İnisiyatifi, tüm kadınları bu dayanışmanın içinde olmaya çağırıyor. İletişim için: Nilgün Yurdalan 0536 508 15 14.

Necmiye Alpay / Radikal 2

Yazının linki

14 Mart 2011 Pazartesi

Metrobüste tacize suçüstü

Vatan gazetesinin haberine göre, Bahçelievler’de bir lisede stajer öğretmenlik yapan 24 yaşındaki D.B, salı günü Üsküdar’daki evinden Altunizade’ de metrobüse bindi. Metrobüs, yolcuları Zincirlikuyu durağında indirdi. D.B. ise, aktarma yapmak üzere durakta bineceği metrobüsü beklemeye başladı. Metrobüs durağa geldiğinde genç öğretmen D.B, metrobüse binmek için hamle yaptığında kalçasında iki el hissetti. Neye uğradığını şaşıran D.B, taciz eden kişinin üzerine yürüyüp bağırmaya başladı.

Sivil tim müdahale etti
O sırada olayı gören ve duruma müdahale eden sivil kıyafetli iki güven timi de, taciz olayını gerçekleştiren Y. S. (40)’yi gözaltına aldı. Genç öğretmenin şikayeti üzerine gözaltına alınan Y.S, daha sonra Kuştepe Polis Merkezi’ne götürülerek ifadesi alındı. Evli olduğu öğrenilen ve yerel bir gazetede sayfa editörü olarak çalıştığı belirtilen Y.S, ifadesinin ardından Şişli Adliyesi’ne sevk edildi. Y.S., savcı tarafından serbest bırakıldı. Tacizcinin işyerinde yöneticisiyle görüşen öğretmen “Bana,’Çok efendi biridir. Böyle birşey yapacağını sanmıyorum. Gelin bir çayımızı için. Kendimizi affettirelim’ dediler" diye konuştu.

Vatan / Radikal

Haberin linki

13 Mart 2011 Pazar

Kahramanmaraş'ta koca vahşeti

Atatürk Barajı'nda güvenlik görevlisi olarak çalıştığı öğrenilen Ercan Yıldız, Göksun İlçesi Kurtuluş Mahallesi, Kürşat Caddesi'ndeki evlerinde, sabah kahvaltı yaparken 2 çocuğunun annesi Saliha Yıldız ile henüz beirlenemeyen bir nedenle tartıştı. Tartışmanın büyümesi üzerine Ercan Yıldız sofrada bulunan çaydanlığı alarak içerisindeki kaynar suyu karısının üzerine döktü. Yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde yanıklar oluşan Saliha Yıldız can havliyle evden kaçarak komşusuna sığındı. Talihsiz kadının komşusu hemen üzerine soğuk su dökerek acısını azaltmaya çalışırken bir yandan da ambulans çağırdı. Olay yerine gelen 112 sağlık ekipleri Saliha Yıldız'ı önce Göksun Devlet Hastanesi'ne götürdü. İlk müdahalesi yapılan Yıldız daha sonra ambulansla Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi'ne getirilerek Yanık Ünitesi'nde tedaviye alındı. Ercan Yıldız'ın, karısına sürekli şiddet uyguladığı ve bu nedenle çift arasında sık sık kavgalar yaşandığı öğrenildi.

İHA

Haberin linki

11 Mart 2011 Cuma

Uludağ Üniversiteliler Sema'nın Katilini İstiyor

Uludağ Üniversitesi öğrencileri, arkadaşları Sema Karakoca'nın öldürülmesini protesto etmek için bir haftada iki kez yürüyerek katillerin bulunmasını istedi.

Uludağ Üniversitesi öğrensici Sema Karakoca'nın cesedinin derede bulunmasının ardından genç kadının arkadaşları, Karakoca'nın öldürülmesi ve artan kadın cinayetlerini protesto etti. Uludağ Üniversitesi kadın öğrencileri, geçtiğimiz gün (9 Mart) Bursa'nın Nilüfer İlçe'sinin öğrencilerin yoğun olarak yaşadığı Görükle Yerleşkesi'nde artan kadın cinayetlerine ve karşı yürüyüş gerçekleştirdi.

"Sema burada devlet nerede?"

"Sema Burada Devlet Nerede?", "Devlet Uyuma Semalara Sahip Çık" diyen yaklaşık 450 kişinin katıldığı yürüyüşün basın açıklamasında, "Nilüfer ilçesinde çöp konteynırından çıkan bacaklar, Gürsu'da öldürülen hamile kadın, en son da arkadaşımız Sema Karakoca'nın erkek egemen zihniyetin şimdilik son kurbanları olduğu ancak örgütsüz bir mücadele durumunda ne bu cinayetlerin önüne geçilemeyecek"denildi.

Cinayetin Ardından Kadına Baskı Arttı

Açıklamada Karakoca'nın öldürülmesinden sonra genç kadınların kaygılarının arttığını, ancak güvenlik güçleri ve yurt müdürlerinin önlem adına kadınları denetim altına almak istedikleri belirtildi.

"Karakoca'nın ölümünden beri, kadınlara hava karardıktan sonra dışarı çıkmamaları tembihlenerek, belli bir saatten önce yurda gelmeyen kadınları ailelerine haber vermekle tehdit ederek kadınlar üzerinde baskı artırılmaya çalışılmaktadır."

Uludağ Üniversitesi'nden yaklaşık bin öğrenci ve öğretim görevlisi, Karakoca'nın cesedinin bulunmasının ertesi günü de (3 Mart), Görükle Kampüsü'nde toplanarak yürüyüş gerçekleştirmişti. Basın açıklamasında "Mahkemelerin aldığı kararlar tacizin, tecavüzün yolunu açtığı gibi, kadınların sevgili, eş ya da psikolojik sorunları olan erkekler tarafından 'sevgi adına' dövülerek, işkence edilerek öldürülmesini görmezden geliyor ve meşrulaştırıyor"denmişti.


Uludağ Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü 1. sınıf öğrencisi Sema Karakoca 16 Şubat günü 'Yemeğe çıkıyorum' demiş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. 2 Mart'ta cesedi bir su birikintisinin içinde bacakları kesilmiş olarak bulundu.(NV/EÖ)


10 Mart 2011 Perşembe

Adana'da bir kişi çocukları uyurken tartıştığı eşini silahıyla vurarak öldürdü

Ekonomik sıkıntı nedeniyle sürekli tartıştıkları belirtilen 9 yıllık evli Sevgi- Hasan Sağlam çifti, sabah saatlerinde oğulları 8 yaşındaki Mümtaz ve kızları 5 yaşındaki Dursun evdeyken, yine tartışmaya başladı. Bu sırada Hasan Sağlam, ruhsatsız tabancasıyla eşi Sevgi Sağlam’a kurşun yağdırdı. Sırtına ve başına toplam 7 kurşun isabet eden Sevgi Sağlam olay yerinde yaşamını yitirdi.

TABANCAYI CESEDİN ÜZERİNE KOYDU

Hasan Sağlam, silahını öldürdüğü eşinin üzerine bırakarak cesedin üzerini de battaniye ile örttü. Hasan Sağlam, daha sonra karşı binada oturan babası Mümtaz Sağlam’ın evine giderek eşini vurduğunu söyledi. Hasan Sağlam’ın evden ayrılmasının ardından, çocuklardan Mümtaz da komşularına giderek durumu anlattı.

İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Gelen polis ekipleri evi kontrol ettiklerinde Sevgi Sağlam’ın cesedi ile karşılaştı. Hasan Sağlam da, babası Mümtaz Sağlam’ın ihbarı üzerine eve gelen polisler tarafından alınarak emniyet müdürlüğüne götürüldü. Hasan Sağlam’ın polislerin arasında ayakta durmakta güçlük çektiği gözlendi.

’GİDECEK YERİM OLSA 1 DAKİKA DURMAM’

İşsiz olduğu belirtilen Hasan Sağlam’ın kumar ve içki yüzünden tefecilerden borç para aldığı, kendisine ait evi de borçları yüzünden kaybettiği ve aynı evde kiracı olarak oturduğu belirtildi. Öldürülen Sevgi Sağlam’ın da sık sık yakınlarına kocasından şikayet edip, "Gidecek yerim. Ekonomik durumum iyi olsa bir dakika durmam" dediği öne sürüldü.

DHA

Haberin linki

Ölen S.S.nin komşuları, H.S.'nin daha önce de eşini pencereden atmaya çalıştığını ileri sürdü.

İHA

Haberin linki

Avrupa’da aile içi şiddete karşı Nahide Opuz kriteri

AİHM’e açtığı davayla, şiddet uygulayan ve annesini öldüren kocasına karşı yeterli önlemleri almayan Türkiye’yi 36 bin 500 Euro tazminata mahkum ettiren Nahide Opuz sayesinde, Avrupa Konseyi de bu konuyla ilgili harekete geçti. Konsey, Opuz kararını emsal kabul ederek, aile içi şiddet konusunda bir “Avrupa Sözleşmesi” hazırladı.

ŞİDDET uygulayan ve annesini öldüren kocasına karşı koruyamadığı gerekçesiyle Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) mahkum ettiren Nahide Opuz, aile içi şiddete yönelik bir Avrupa Sözleşmesi hazırlanmasına da vesile oldu. Bıçakla yaralama, dayak, arabayla ezme girişimi ve son olarak annesinin öldürülmesi gibi şiddet olaylarına maruz kalan Nahide Opuz, bu ağır suçlara ve tıbbi raporlara rağmen ‘kendisini korumadığı’ gerekçesiyle AİHM’de Türkiye aleyhine dava açtı. Opuz davayı kazanarak 36 bin 500 Euro tazminat aldı. Bu karar, aile içi şiddet konusunda AİHM’de bir “emsal” oluşturdu. Avrupa Konseyi bununla da yetinmedi ve Opuz kararını esas alarak aile içi şiddet konusunda bir “Avrupa Sözleşmesi” hazırladı.

Opuz kararı sözleşme metni

Sözleşme, Avrupa’da kadına karşı ve aile içi şiddetle ilgili yaptırım gücü olan ilk ve tek sözleşme olacak.Taslak metni büyük ölçüde AİHM’in Opuz davası hükümleri temelinde yazıldı. 

Kadınları her türlü fiziki, manevi, psikolojik ve ekonomik şiddete ve ayrımcılığa karşı korumayı hedefleyen taslak, aile içi şiddet konusunda taraf devletlere anayasal ve yasal politikalar üretme yükümlülüğü getiriyor. Sonbaharda kabulü beklenen sözleşme ayrıca, kadına yönelik şiddeti “insan hakkı ihlali” olarak tanımlıyor. Kadın-erkek eşitliği, kadına şiddet ve karşılıklı saygı konularını eğitimin her düzeyinde müfredata eklemeyi şart koşacak sözleşmede, şiddete maruz kalan ya da kalma ihtimali olan kadınların korunmasıyla ilgili düzenlemeler de olacak.

Zeynel Lüle - Hürriyet

Koca ile alacaklı tutuklandı

Evine giderken başından vurulan icra müdürünün ayrı yaşadığı eşi Mustafa Tığlı ile Bahtiyar Öztürk azmettirmekten cezaevine konuldu.

GİRESUN’un Espiye İlçesi’ndeki cinayetin ardından geniş çaplı soruşturma başlatan polis önce İcra Müdürü Zahide Tığlı’nın (55) ayrı yaşadığı eşi Mustafa Tığlı’yı, ardından da borcu olduğu öğrenilen Bahtiyar Öztürk’ü gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilen Tığlı ve Öztürk, cinayeti azmettirdikleri suçlamasıyla tutuklandı. 3 çocuk annesi Zahide Tığlı, bir süredir eşi Mustafa Tığlı ile ayrı yaşamaya başladı. Zahide Tığlı, iddialara göre Bahtiyar Öztürk’e borçlu olan eşi Mustafa Tığlı’nın borcu ödemek için ortak malları satmak istemesine karşı çıktı ve bu nedenle de eşi tarafından tehdit edildi. 2 yıl önce İstanbul’dan geçici görevle geldiği Giresun’un Yağlıdere İlçesi’nde İcra Müdürlüğü yapan ve Espiye İlçesi’nde oğlu ile birlikte yaşayan Zahide Tığlı, önceki akşam evine giderken silahlı saldırıya uğradı. Kimliği belirsiz kişinin başına tabancayla tek el ateş ederek vurduğu Tığlı hayatını kaybetti.


Hakan Kabahasanoğlu / DHA
Haber Linki

9 Mart 2011 Çarşamba

14 yaşındaki lise öğrencisinin hamile kalmasıyla ortaya çıkan tecavüzle ilgili 3 kişi tutuklandı

Karasu’da oturan lise öğrencisi E.K. iki gün önce evlerinde rahatsızlandı. Ailesi tarafından doktora götürülen kızın 4 aylık hamile olduğu ortaya çıktı. Genç kız bunun üzerine tecavüze uğradığını söyledi.

Ailenin polise başvurması üzerine alınan ifade ve yapılan araştırmalar sonunda ’Cinsel istismar’ suçlamasıyla 3’ü de 20 yaşında olan E.B., H.D. ve E.D. gözaltına alındı. Polisteki ifadede suçlamaları kabul etmeyen 3 genç tutuklanarak cezaevine gönderildi.

DHA / Hürriyet

Haberin linki

Hüseyin Üzmez tahliye edildi

Küçük yaştaki kıza cinsel istismar uyguladığı suçlamasıyla yargılanan yazar Hüseyin Üzmez tahliye edildi. 


BURSA - Eski Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez, küçük yaştaki kıza cinsel istismar suçundan yargılandığı davada tahliye edildi. 

Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ''cinsel istismar ve küçük yaştaki çocuğun ruh sağlığını bozma'' ve ''hürriyeti tahdit'' suçlarından yargılanan Hüseyin Üzmez hakkında tahliye kararı verdi.
Mahkeme cinsel istismar suçundan verdiği kararda ısrar ederken, hapiste kaldığı süre gözönüne alarak tahliye kararı veri. Bu kararda CMK 102. Madde'nin etkili olduğu öğrenildi.

Daha önce verilen 13 yıl hapis cezası, Yargıtay'da usulden bozulmuştu. Şimdi bu tahliye kararı da Yargıtay'a gidecek.

Hüseyin Üzmez'in olay sırasında akli dengesinin yerinde olduğu tespit edilmişti.

Töre cinayeti zanlısı ağabey cezaevine konuldu

‘Ben vurdum’ diye bağırdı

Mersin Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube ekipleri, Mezitli ilçesine bağlı Viranşehir Mahallesi’ndeki bir köprünün altında 40 yerinden bıçaklanarak öldürülen Hatice Fırat cinayetiyle ilgili bir evde yaptığı aramada ağabey M.F.’yi yakaladı. 


Emniyetteki işlemleri tamamlanan M.F. mahkemeye sevk edildi. M.F’nin mahkemede cinayeti namus meselesi yüzünden işlediğini söylediği öğrenildi. Gözaltına alınan M.F. “Ben vurdum, adalet yerini bulsun” diye bağırdı. Mahkemece tutuklanan M.F. daha sonra cezaevine gönderildi. • AA 

Şiddet Kadınlar Günü dinlemedi!

Bugün Dünya Kadınlar Günü. Birçok kadın, hemcinslerine yönelik şiddete ve ayrımcılığa tepki için meydanlarda. Ama maalesef bugün de şiddet haberleri geldi, 2 kadın öldürüldü, 4 kadın da eşlerinin saldırısı sonucu ağır yaralandı. 



Türkiye'de kadınların meydanlara çıktığı, 'bu şiddet dursun' diye mitingler yaptığı, kadın cinayetlerinin masaya yatırıldığı Dünya Kadınlar Günü'nde 2 kadın daha kurban oldu.

GİRESUN:
Giresun'un Espiye İlçesi'nde evine giderken silahlı saldırıya uğrayan 55 yaşındaki Zahide Tığlı kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.  

ÇANAKKALE:
Çanakkale'de bir süre önce cezaevinden çıkan 45 yaşındaki Tuncay Dikmen, dilendirdiği bedensel engelli eşi 41 yaşındaki Semiha Dikmen'i yol ortasında ekmek bıçağıyla boynundan keserek yaraladı.

KAYSERİ:
Kayseri'de nakliyecilik yapan 38 yaşındaki Celalettin Genç, kendini yemeğe götürmesini isteyen 21 yıllık eşi 37 yaşındaki Nevin Genç'i, döverek hastanelik etti. 

BALIKESİR:
Balıkesir'de 70 yaşındaki Hüseyin Erden, engelli kızı 38 yaşındaki Ayten Erden'i döverek öldürdü. Erden, polisteki sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi. Erden'in, 12 yıl önce de eşini de baltayla yaraladığı ortaya çıktı.

ŞANLIURFA
Şanlıurfa'da bakkal 26 yaşındaki Selahattin B., sokak kapısını açık bıraktığı gerekçesiyle tartıştığı bir çocuk annesi, hamile eşi 24 yaşındaki Zekiye B.'ye cebinden çıkardığı bıçağı fırlattı. Kadın, bıçağın boğazını kesmesiyle yaralanırken, gözaltına alınan eşi ise tutuklanarak cezaevine gönderildi.

ANTALYA
Antalya'da, kendisinden izinsiz Isparta'dan Antalya'ya geldiğini iddia ettiği eşiyle tartışan koca eşini 3 yerinden bıçakladı.






8 Mart 2011 Salı

Bu Kadınları Biz Öldürdük!

'Aldattı..', 'Başkasını sevdi..', 'Evden Kaçtı..', bunlar binlerce kadını katleden katillerin ortak bahanesi, peki ya bizim ne bahanemiz var? Bu kadınlar yitip giderken biz ne yaptık? 10 yılda 2 bine yakın kadın öldürüldü, hem de bir hiç uğruna...

Münevver Karabulut    (İstanbul-Mart-2009)
Güldünya Tören          (İstanbul-2004)
Birgül Işık                   (Elazığ-2005)
Çiğdem İnce               (İzmir-2003)
Evrim Sarıçiçekler       (İstanbul-2005)
Kadriye Demirel          (Diyarbakır-2003)
Pınar Kaçmaz             (Diyarbakır-2002)
Şemse Allak               (Mardin-2002)
Zehra Karagöz            (Şanlıurfa-2003)
Arzu Yıldırım              (9 Şubat 2010)
Ayşe Paşalı               (7 Aralık 2010)
Saliha Erdem             (15 Şubat 2011)
Asuman Yörük           (21 Şubat 2011)
Çiğdem Karakuş         (21 Şubat 2011)
Munise Sever              (22 Şubat 2011)
Özlem Yılmaz             (23 Şubat 2011)
Arzu Odabaş              (24 Şubat 2011)
Semiha Karadağlı        (24 Şubat 2011)
Şehri Filiz                   (26 Şubat 2011)

Haber detayı (slayt gösterisi içeriyor) ntvmsnbc

Kadına şiddet tahsil tanımıyor

Boşandığı profesör eşinden 6 yıl şiddet gördüğünü ileri süren psikolog E.K (38), “Kimse ben (şiddete maruz kalmam) demesin, kadın her zaman şiddet mağduru olabilir. Bunun eğitimle, yaptığın işle ya da kariyerinle hiç ilgisi yok” dedi.
 
Psikolog E.K eşinden gördüğü ve 6 yıl süren “şiddeti” anlattı. Evliliğinin üçüncü ayında eşinden fiziki şiddet görmeye başladığını ifade eden E.K, şöyle konuştu.

“İlk fiziksel şiddet, bir gece sabaha kadar sürdü. Kapılar kilitlendi, anahtarlar alındı, telefon kabloları söküldü, cep telefonları kırıldı, ağzım yüzüm paramparça oldu, tokatla değil yumrukla vuruyordu. 9 saate yakın eşimden şiddet gördüm. Eşi tarafından öldürülen Ayşe hanımdan daha beter hale geldim; yolunmuş saçlar, ağzım, yüzüm paramparça olmuştu. Bunun ardından şoka girdim, ardından depresyon... Sabah kalkamadığımı fark edince, kış dönemiydi dışarıdan kar getirdi, küveti karla doldurup olası bir iç kanama geçiriyorsam iç kanama dursun diye beni küvete soktu. 1-2 ay evden dışarı çıkamadım. Şikayet etmek istedim ama aileme zarar vereceği tehdidinde bulununca edemedim. Bir de sürekli (profesöre mi inanırlar sana mı inanırlar, şikayet etmeye kalkma) diyerek hep vazgeçiriyordu. Bu ne depreme benziyordu, ne de başka bir olaya, şiddet bambaşka bir şeydi. İlk şiddetten sonra değişeceğini söyleyerek, araya ailesini de koyarak beni ikna etti. Kadın hep maalesef yuvayı koruma iç güdüsüyle hareket ediyor.”

Vahide Yanık / A.A
Haber Linki

Dünya Kadınlar Gününüz 'Kutlu' olsun!

Kadınlar Günü'nün tarihçesi ve gelinen nokta...

Yıl 1857: Daha insanca koşullarda çalışmak istedikleri için polis tarafından fabrikaya kilitlenen kadın işçiler, yanan binada can verdiler.
Yıl 2011: Çalışmak isteyen, daha insanca koşullarda yaşamak isteyen kadınlar, eşleri, sevgilileri, babaları, ağabeyleri tarafından bıçaklanarak, kurşunlanarak, intihara sürüklenerek can veriyorlar…

Devir teslimi yapan polis ise kadınları değil; haleflerini koruyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihçesi  1857’ye, daha insanca koşullarda çalışmak isteyen işçilerin grevine dayanır: 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde, konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grevi, polis vahşice bastırmaya çalıştı; işçileri fabrikaya kilitledi. Çatışmanın sonucunda alev alan binadan kaçamayan, büyük çoğunluğu kadın olan 129 işçi, yanarak can verdi.
1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. 1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.

Yıllardır, ekonomik anlamda gelişmiş, demokrasisi nispeten oturmuş, insanların temel haklarına daha kolay ulaşabildiği ülkelerde, 8 Mart, alınan hakların bir kutlaması, alınamayanlar için isyan olarak algılanır. Bu isyanlarda, devletlerin uyguladığı kadın-erkek politikalarına karşı çıkan kadınlar, polisler tarafından ciddi bir tehdit olarak görülür ve eylemler için ciddi önlemler alınır. Ne de olsa tüketim toplumuna ayak uydurmak her yerde zorunludur. Daha fazla özgürlüğün savaşını veren kadın veya erkek tehlikelidir. Gücünün son haddine kadar çalışan erkek ve ‘kırmızı ayakkabıya’, ‘mavi gece çantasına’ ihtiyaç duyan, söyledikleriyle, bekledikleriyle, bazen de tembelliğiyle erkeği tüketen kadın makbuldür…
Peki ülkemizde kadın eylemleri nasıl algılanır? Halkın büyük bir çoğunluğu tarafından ‘toplaşan birkaç kadının’ olmayacak naralar atarak ilerleyişi… ‘Kolay kadınların’ geleneksel topluma isyanı… -Bir daha kolay kolay bir arada görülemeyecek- binlerce kadının izlenesi yürüyüşü… Ayrılıkçı gruplar tarafından manipüle edilmiş kadın toplaşmaları… Bunlar, annelerin kızlarını gönderirken korkmaya bile gerek duymadığı, çünkü en ufak bir ayaklanma halinde bile her türlü yola başvurabilen polisin en fazla ‘orospular, kendinize biraz hâkim olun’ şeklinde uyarılar yapacağı protestolardır…


Medyada bile aşk deliliği, psikolojik rahatsızlık, sağlık sorunu olarak görülmeye devam eden kadına yönelik şiddet, bu tarz şiddet haberlerini verirken bile alevlenmeye devam eder. Artık sistematik bir hareket haline gelen, ideolojik temeli olan bu şiddete ‘erkek’ vurgusu yapıldığında ise, sokakta istediği gibi dolaşabilen, kahkahalar attığında kimsenin dönüp bakmadığı, tecavüz tehdidini ensesinde hiçbir zaman hissetmemiş olan erkekler garip bir alınganlık gösterirler. Mevcut sistem gereği kendilerine dokunulmasına alışık olmadıklarından olsa gerek…

Oysa ki kadının tek bir isteği var; ‘adam gibi’ değil, ‘insan gibi’ yaşamak… ‘Anne’, ‘eş, ‘bacı’ olarak değil, ‘kadın’ olarak yaşamak… Her gün bir kadın, sevdiği, güvendiği, ya da güvenmesi gerektiği, kimi zaman hiç tanımadığı, pis kokan, delirmiş gibi bakan bir erkek tarafından tacize veya tecavüze uğrarken, ‘ya benim de başıma gelirse’ diye korkmadan yaşamak… Gülünç olan, saçma olan, konuşkan olan, şaşkın olan, kötü olan her hareketlerinde, edinilmiş sıfatlarının yanına bir de ‘kadın işte’ zarfı eklenmeden yaşamak… Tehdit altında olan herkesi korumakla görevli devlet tarafından ‘kadın cinayetleri aslında azaldı’ denerek, korkmamız gereken sayının kaç olması gerektiğini bize düşündüren bu son zamanlarda ise, sadece yaşamak…

Ece Göksedef - Habertürk
Haber Linki

Türkiye'de kadın olmak

Kadın cinayetleri 7 yılda yüzde 1400 arttı. Kadınların yüzde 41.9’u fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor. Eşinden şiddet gören 100 kadından 52'si, 'dünyaya yeniden gelsem, kadın olmak istemem' diyor.


Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bugün tüm dünyada kadın haklarından, onların ne kadar fedakâr, cefakâr ve kutsal olduğundan bahsediliyor. Emekçi kadınların hakları, sözde de olsa teslim edilmeye çalışılıyor, kadınların hak ettikleri hayatı yaşayabilmeleri için planlar yapılıyor, projeler geliştiriliyor.

Türkiye’de yaşayan kadınların durumu ise biraz farklı. Onların önemli bir kısmına göre kadın olmak, şiddetle, acıyla, tacizle, tecavüzle ve ölümle iç içe yaşamak demek. Onlar kadın olarak doğdukları için kendilerini şanssız hissediyorlar. Öyle ki geçtiğimiz günlerde A&G tarafından Diyarbakır'da bin 802 kadınla yapılan bir araştırmada, eşinden şiddet gören 100 kadından 52'si dünyaya yeniden gelse, kadın olmak istemediğini söylüyor. Aynı araştırmaya göre, eşinden fiziksel şiddet gören her 100 kadından 39'u aynı zamanda cinsel şiddete de maruz kalıyor.
Resmi veriler, Türkiye’deki kadın cinayetlerinin yedi yılda yüzde 1400 arttığını gösteriyor. 2002’den 2009’a kadar öldürülen kadınların sayısı 953. 2010 ve 2011 rakamları bu sayıya dahil değil. Yine istatistiklere göre Türkiye’de her 10 kadından dördü şiddet görüyor. 

BİR YILDA 76 KADIN TECAVÜZE, 45 KADIN TACİZE MARUZ KALDI

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nin ‘Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2010 yılı Kadınların Yaşam Haklarına Yönelik İhlaller Raporu’na göre bölgede bir yıl içerisinde 72 kadın cinayete kurban gitti, 113 kadın da intihar etmek suretiyle yaşamına son verdi.
Bölgede 2010 yılında 73 kadının intihar teşebbüsünde bulunduğunu belirten İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi ve Diyarbakır Şubesi Yöneticisi Reyhan Bataray, “Kadınlara yönelik taciz ve tecavüz olayları da gündemdeki yerini koruyor. 2010’da 76 kadın tecavüze, 45 kadın da tacize maruz kalmıştır. 18 kadının ölümü kuşkulu bulunurken, 13 kadın namus cinayetinde yaşamını yitirdi. Aile içi şiddete uğrayan kadınlardan 25'i hayatını kaybetti, 95'i ise yaralı olarak kurtuldu" diyor. 

18 YAŞINDAN KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARI DA ÖLDÜRÜDÜ

Bataray, eşi, aile üyeleri veya sevgilisi tarafından öldürülen kadınların birçoğunun defalarca yargı ve ilgili mercilere başvurup yardım talebinde bulunmalarına rağmen hiçbir önlem alınmadan, şikayetçi oldukları kişilerin yanına geri gönderildiklerini söylüyor. 

Tülay Karabağ - ntvmsnbc
Haber Linki

‘Hiç yaşamamış gibi ölen kadınlarımız’

Nazım Hikmet, ‘Kadınlarımız’ şiirinde, “…Anamız, avradımız, yârimiz. Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen… Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız ...” diyor. Türkiye’deki kadınlar şiirdeki gibi ‘sanki hiç yaşamamış gibi ölüyor’, öldürülüyor. 

İSTANBUL - Kimi sokak ortasında kurşunları boşaltıyor kadının bedenine, kimi çocuklarının gözü önünde bıçaklıyor, kimi de ıssız bir köşede işkence ederek parçalıyor kadını… 

 

Baba, erkek kardeş, eş, sevgili, eski eş hatta eski sevgili… Kimi töreyi gerekçe gösteriyor, kimi kıskançlığı, kimi de namusu. Kimi ayrılmak istemiyor, kimi boşanmak. Erkekler, yıllar önce boşanmış veya ayrılmış olmasına rağmen bunu kabullenemiyor ve kanlı elleriyle kadınların hayatına son kez dokunuyor.

Peki, erkekler kadınları neden öldürüyor, neden reddedilmeyi, boşanmayı kabullenemiyor, neden kadının ‘namus’undan kendisini mutlak anlamda sorumlu tutuyor, hangi zihniyetin ürünü kadınları kolayca ölüme sürüklüyor? Bu soruların cevabını psikoloji uzmanları verdi. Her olayın kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten psikologların vurgu yaptıkları ortak nokta; toplumsal kültürün erkeğe, ‘kadına hükmetme ve onu kontrol altında tutma’ görevi yüklemesi. Bir diğer önemli nokta ise ‘vicdansızca ve suç niteliğinde davranışlar gösterme ve bunlardan hoşlanma biçimindeki tutumların görüldüğü antisosyal kişilik bozuklukları. İşte psikologların değerlendirmesiyle Türkiye’de kadınları öldüren zihniyetin psikopatolojisi: 


KADINI META OLARAK GÖREN ANLAYIŞIN UZANTISI 

Prof. Dr. Kemal Arıkan, Psikiyatrist

“Türkiye’deki kadın cinayetleri, bir tarafıyla sosyolojik, bir tarafıyla psikolojik bir olaydır. Sosyolojik açıdan bakarsak, bu cinayetleri işleyen erkekler kadını bir meta olarak görüyor. Erkek, ‘Bu benim malımdır, başkası kullanamaz’ diyor. Saldırganlığın bir nedeni buradan kaynaklanıyor. Ne yazık ki geçmişten bu yana alışılagelmiş böyle bir anlayış, bir zihniyet var. Bu alışkanlığı sürdüren erkekler bu tür olayların yaşanmasına neden oluyor. 

OLAYIN KÖKÜ, ERKEĞİN ANNESİYLE İLİŞKİSİNE DAYANIYOR

Bir de olayın psikolojik yönü var: Erkekler, ne yazık ki kadınlarla ilişkilerinde, anneleriyle ilişkilerinden gelen bir problem yaşıyorlar, yani bu anlayışın kökü annelerine dayanıyor. Erkeklerin kafalarında çözümlenmemiş bir karmaşa var. Erkek her şeye sahip olmak istiyor ama olamıyor, sürekli kadın üzerinde ağırlığını koymak, dominant olmak istiyor. Kadınlara yönelik cinayetlere işte bu karmaşanın yansıması olarak bakmak lazım. 

YARGI DA ERKEĞİ KAYIRAN SİSTEMDE ÇALIŞIYOR

Bunlar, normal ve sağlıklı insanlar değildir. Bunun psikolojideki adı antisosyal kişilik bozukluğu, yani psikopatik kişiliktir. Burada aslında erkek, bir başka erkekle yarışıyor. Kadını tam anlamıyla sahiplenmek istiyor, bir başka erkek veya onun varlığına dair geliştirdiği düşünce, antisosyal kişilik bozukluğu olan erkeği harekete geçiriyor. Başka bir erkeğin varlığını veya düşüncesini yok etmeye gücü yetmediği zaman şiddetini, gücünün yeteceği yere, kadına çeviriyor ve onu yok ediyor. Zayıf gördüğünü ezme, yok etme olayıdır bu. Bu kişilerde paranoid etkiler de söz konusu ama antisosyal kişilik bozukluğu ön plana çıkıyor. Kadına yönelik şiddeti önlemek için cezaların ağırlaştırılması ve caydırıcı olması gerekiyor. Değerler yeniden sorgulanmalı, çünkü Türkiye’de yargı da erkeği kayıran bir sistem içinde işliyor." 

ERKEĞE, KADININ CEZALANDIRILMASI GEREKTİĞİ ÖĞRETİLİYOR

Prof. Dr. Bengi Semerci, Psikiyatrist

"Bu cinayetleri tek başlık altında toplamak çok doğru değil ama genel olarak erkeğin kadına uyguladığı şiddet olarak ele aldığımız zaman, toplumsal olarak erkeğe öğretilenler, yanlış namus, ahlak ve erkeğin fiziksel olarak kadına şiddet uygulayabilir konumda bulunması ortak payda olarak değerlendirilebilir. Doğduğu andan itibaren erkeğe yüklenen, ‘kadını korumak, sahiplenmek, kontrol etmek’ gibi görevler, erkeğin kadını sahip olduğu bir meta olarak görmesine katkıda bulunmaktadır. Toplumsal olarak kadına biçilen görev ise iyi ev kadını olmak, söz dinlemek, eşe sadakat ve itaat olunca, kendine göre bu davranışlardan sapma olduğu durumlarda, kadının ‘cezalandırılması gerektiği’ erkeğin öğretisi oluyor. 

ŞİDDETE YÖNELMEDE ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU ETKİLİ

Toplumsal baskı ve öğretiler nedeni ile olan cinayetleri ayırırsak (töre gibi), erkeğin neden daha çok şiddet gösterdiği, çok sayıda araştırmanın konusu olmuştur. Saldırgan yani şiddet uygulayan aile bireylerinin büyük oranda erkek oluşu ve bu saldırgan davranışların ilerleyen yaşla birlikte azalmaya başlaması, erkeklik hormonlarının şiddette etkili olduğunu düşündürmektedir. Sorumsuz, tepkici ve düşüncesiz hareket etme, vicdansızca ve suç niteliğinde davranışlar gösterme ve bunlardan hoşlanma biçimindeki tutumların görüldüğü antisosyal kişilik bozuklukları da şiddetin biyolojik nedenlerindendir. 

TOPLUMSAL KÜLTÜRÜ DEĞİŞTİRMEK GEREKİR

Cinayetlerin önüne geçilmesinde erken dönem ve kısa vadede sosyal destek kurumlarının ve güvenliğin sağlanmasının önemi çok büyüktür. Cezaların caydırıcılığı yeterli değildir. Asıl önemli olan toplumsal kültürü değiştirmektir ki bu, zaman isteyen bir süreçtir. Ama bir yerden başlanması gerekiyor. Kadın ve erkek tanımları ile görev tanımları belirlenerek, yeni bir toplumsal bilinç yaratılması gerektiği düşüncesindeyim."

TOPLUM BASKISI EN ÖNEMLİ SEBEPLERDEN BİRİ

Ferahim Yeşilyurt, Psikolog
"Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Erkekler özellikle de feodal kültürün etkisini yoğun biçimde hissederek büyüyen erkekler, kadınları daha çok kontrol etmek istiyor. Kendi kontrolü dışına çıktığında da yok etmeye çalışıyor. Töre ve namus kavramları kadın cinayetlerinin en önemli nedeni olarak görülüyor. Toplum baskısı ise görünmeyen bir sebep. Toplumda özellikle de belirli kesimlerde ‘namusunu temizlemeyen kişiye’ selam bile verilmeyebiliyor. İşte bu toplumsal baskı cinayete yönelmede çok önemli rol oynuyor. 

ŞİŞİRİLMİŞ ERKEK EGOSUNUN SONUCU
Az gelişmişlik ve dijital düşünce yapısı da bu sonuca götüren önemli bir etken. Erkek egosu o denli şişiriliyor ki ona ‘hayır’ diyen kişi, onu yetersiz görmüş olarak kabul ediliyor. Erkek, yetersizliğini azaltma yolları aramak yerine suçu karşı tarafta arayınca böyle bir sonuca gidiyor. Diğer taraftan dijital düşüncede 1 ve 0’lar vardır. Yani ya bir şey ya da o şeyin tam tersi vardır, arası yoktur. Bu tür cinayetlere yönelen kişiliklerin en önemli özelliklerinden biri de empati eksikliğidir. 

Tülay Karabağ - ntvmsnbc

7 Mart 2011 Pazartesi

Başbakan: "Kadına şiddet artmıyor, azalıyor"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Büyük Anadolu Oteli'nde düzenlenen Türk Metal Sendikası 16. Kadın Kurultayı'na katıldı.

Kurultayda bir konuşma yapan Erdoğan, kadına yönelik şiddete vurgu yaptı.

"Şiddet artmıyor, azalıyor"

Erdoğan, kadınlara yönelik şiddet olaylarının, muhalefetin ve medyanın istismarıyla artıyormuş gibi bir havada takdim edildiğini ifade etti.

Bir tek kişinin canının yanmasına bile "eyvallah" edemeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, "Biz çalışmaları başlatana, araştırmaları başlatana kadar, bu ülkede şiddete uğrayan kadınların istatistiği bile tutulmuyor, bunlardan hiç kimsenin haberi olmuyordu. Bugün artıyormuş gibi lanse edilen şiddet, esasen daha önce bilinmeyen, gizli-kapalı tutulan, aslında artık azalmaya da başlayan vakaların abartılmasından başka bir şey değildir. Muhalefetten de medyadan da bu meseleyle ilgili olarak sorumlu yaklaşım bekliyor, istismar değil dayanışma ve sorumluluk duygusuyla şiddeti en aza indirebileceğimiz uyarısını yapıyorum" diye konuştu.


"Lezbiyen ilişki yaşıyordu, öldürdüm"

Gaziantep'te eski sevgilisi üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Pınar Türkmen'i öldürmekten tutuklanan 24 yaşındaki Emrah Gümüş, "Pınar kız arkadaşı F. ile lezbiyen ilişki yaşıyordu. Uyardım dinlemedi, öldürdüm" iddiasında bulundu.

Emrah Gümüş, poliste verdiği ve adliyede de tekrarladığı ifadesinde, Pınar Türkmen ile yaklaşık 3 yıldır karı-koca hayatı yaşadıklarını, ancak, 6 ay önce sebepsiz yere Pınar'ın kendisinden ayrılmak istediğini, gönül arkadaşlıklarının bitmesine karşın normal arkadaş olarak ilişkilerinin sürdüğünü anlattı.

"Lezbiyen ilişki yaşıyordu"

Eski kız arkadaşının 2010-2011 öğretim yılı başında, F. adlı bir kız öğrenciyle arkadaş olduğunu ve ikilinin arkadaşlığının ilerlediğini belirten Gümüş, F.'nin çoğu zaman Pınar'ın evinde kaldığını kaydederek şu iddiada bulundu:

"F. yapı itibarıyla erkeğe benzeyen, yine erkek gibi yaşayan, lezbiyen ilişkisi olan bir bayandı. Ben muhtelif defalar Pınar'ı bu kızla gezmesinin yanlış olduğu, okuduğumuz bölümde, hatta üniversitede F. ile olan arkadaşlığının yanlış algılandığını, lezbiyen olarak bilindiğini, kendisine de aynı damganın vurulacağını söyledim. İkazıma kulak asmadı. Pınar'ın F. ile olan arkadaşlığı zoruma gidiyordu. Kendi arkadaşlarım bile zaman zaman bana gülüyor, 'Pınar sende bulamadığını, onda buldu' diye alay ediyorlardı."

"Daha önce evine 2 kez ateş ettim"

Cinayetten önce değişik zamanlarda iki kez Pınar'ı korkutmak amacıyla tabancayla evine doğru ateş ettiğini ve bu nedenle bazı kişilerin kendisini tehdit edip, dövdüğünü ileri süren Emrah Gümüş şöyle devam etti:

"Olay günü de F. ve Pınar'ı iki erkek ile gördüm. Erkekler ayrıldı, F. de minibüse binip yalnız kalınca, Pınar'ın yanına gittim. Tartıştık. Bana, 'Sen karışma. seninle evleneceğimizi mi zannediyorsun? Benim hayatımda sana yer yok. Ben evli bir erkekle ilişki yaşıyorum. Benim tüm ihtiyaçlarımı karşılıyor. Senin gibi çulsuz, şerefsiz birine hayatımda yer yok. İstediğimle ilişkiye girerim, gerekirse kızlığımı da diktiririm. Ne yaparsam yapayım, kimse benim namussuz olduğumu anlamaz. Benim ihtiyaçlarımı sen mi karşılıyorsun?' diye hakaret etti. Şeker hastasıyım, iğnemi de yapmamıştım. Sinirlendim ve tabancayla ateş ettim. Öldürmek istememiştim."

Emrah Gümüş'ün yargılanmasına, önümüzdeki günlerde Gaziantep 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlanacak.

DHA / CNN Türk

Haberin linki

Yardımcı doçent, Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde cinsel taciz ve "mobbing"e uğradığı gerekçesiyle Meclis’e başvurdu

ANKARA - TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesindeki "mobbing" alt komisyonlarına başvuran Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Yardımcı Doç. Dr. D.Ö.D., işyerinde yıllardır "cinsel taciz" ve "mobbing"e (psikolojik şiddet) uğradığını iddia etti.

Milliyet gazetesinini haberine göre; iki yıl Harvard Tıp Fakültesi’nde eğitim gören Yrd. Doç. Dr. D.Ö.D, TBMM’ye yaptığı başvurusunda, aynı bölümde görev yapan Prof. Dr. M.H. tarafından defalarca, sözlü ve görsel cinsel tacize maruz kaldığı gerekçesiyle, konuyu önce yargıya taşıdığını anlattı.

TACİZCİNİN EŞİ MÜDÜR OLDU
Yargı aşaması sürerken, üniversite yönetiminin baskılarının sürmesi üzerine konuyu hem Meclis’e hem de Cumhurbaşkanlığı’na taşıdığını belirten evli ve bir çocuk annesi olan D.Ö.D., M.H.’nin tacizleri nedeniyle birçok öğrencinin eğitimini yarıda bıraktığını savundu.

NTVMSNBC